KAYBEDENLER DİYARINDA…

Yayınlandı: Kasım 27, 2010 / cinema, Literature, My article, Photography
Etiketler:, , , ,

Kalkedon sokaklarında her adımımda özlem gideriyorum sarmaşıklar kentimle.. Doğduğum şehirde bana beyaz bir tavşan kılavuzluk ediyor.. Her seferinde, nedenini bilmeden onu takip ediyorum.. O kadar eminim ki karşıma hoşuma gidecek, enteresan şeyler çıkaracağından.. Yanıma ‘zaman makinemi’ almayı ihmal etmiyorum. Witkin ‘not defteri’ olarak tanımlarken insanlar ‘fotoğraf makinesi’ olarak adlandırıyor onu. İçime deniz kokusunu çekerken, fonda minik parmakların neşeli, aynı zamanda insanın içine işleyen melodisi çalıyor. İşte beyaz tavşan yine yaptı yapacağını!!Bu minik parmaklar, şehrin ruhuna anlam katarken bir yandan Cioran’ın “bu dünyayı adaletsizlik yönetir” sözünü doğruluyor.. Samimiyet, neşe aynı zamanda adaletsizliğin ezgileri süzülüyor boşlukta hafızalardan çıkmamak üzere ..11 yaşındaki ‘büyük çocuğun’ darbukasında “BENİ DİNLE, BENİ GÖR, BENİ UNUTMA!” yazıyor…. Hala dinliyorum, görüyorum ve unutmuyorum..

Beyaz tavşan sadece Kalkedon’da değil; farklı diyarlarda da sürprizler yapıyor bana.. Bense bu sürprizleri hafızaya kaydedip aradan zaman geçince sayfaları karıştırıyorum.. Birkaç sene önce masamın üzerinde “BENİ İZLE” yazan iki DVD buldum. İlki; Kayıp Otoban, ikincisi ise; Fil Adam idi. Her ikisinin de yönetmeninin David Lynch olması hiç tesadüf gibi durmuyordu!!


Hafızamda yer eden ve unutmak istemeyeceğim anların tadına tekrar varmak ya da çevremdekilerle paylaşmak için genellikle zaman makineme başvururum. (Aslında şu anda yaptığım tam da bu.) Oysa David Lynch’in kült filmi Kayıp Otobanda Fred Madison karakteri zaman makinesinden adeta kaçar. Çünkü o, olayları istediği gibi hatırlamayı sever. Gerçeklerden kaçmak için hafızası kendi kamerasıdır artık.. Her izlediğinde insanın karmaşayı çözmek için yeni bir ipucu bulduğu bir yandan da anlamadığının daha da farkına vardığı David Lynch filminde neden baş karakterimizin kameradan hoşlanmadığını Ara Güler’den öğrenelim: “Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zaptediyorsun. Bir makine ile tarihi durduruyorsun”. Filmde karakterin karısını öldürdüğü gerçeği ‘kamera ile belgelenirken’, olayları hatırlama süreci ise; psikolojik dengesizliğinden kaynaklanan gerçekdışılıkla, ‘kendi yarattığı biçimde’ karşımıza çıkar. Gerçekleri istediğimiz şekilde yorumlamak, hatırlamak istemek sadece Fred’e özgü mü? Hepimiz yapmıyor muyuz bunu? Olmak istediğimiz karakterlerin/hayallerin peşinde hayat ‘otoban’ında ‘kayıp’ olmuş ruhlarız hepimiz. ‘Güzellik takıntılı’ minik dünyacıklardan oluşan bir ortamda boğulan bireyleriz.. Devamlı ötekileştiren, ayıran, ayrıştıran ve yalnızlaştıran nitelikte bir mantık egemen topluma. Hanımefendiler ellerinde yelpazeler masumiyeti ve samimiyeti kovarak serinliyor..

Hepimiz ruhsal ucubelerden oluşan ve uzun süredir rüya gören dünya vatandaşlarıyız. Freud’a göre kişi arzusunu gerçekleştirdiği sürece rüyasından uyanmaz.. Ne zaman Fred Madison gibi gerçek suratımıza tokat gibi çarpacak, işte o zaman kendimiz olacak ve aynaya baktıkça bedeninden uzaklaşan John Merrick’in hissettiklerini anlayacağız. Sonumuz Fred’le aynı olacak: metamorfoz sonrası gerçek hayata -idam sandalyesine döneceğiz.. Ruhsal olaraksa Merrick’den daha korkunç bir gelecek bekliyor bizi: Aynaya baktıkça ruhlarımızdan uzaklaşacağız..

Cansu BAYRAM
kaynak: http://www.6gendergi.com EKİM SAYISI

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s