Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sanatı Üzerine

Yayınlandı: Temmuz 5, 2010 / Art, Poem
Etiketler:, ,

Sanat üzerine düşünen, denemeler, şiirler yazan, diğer bir deyişle resmin yanı sıra hatırı sayılır bir biçimde edebiyatla da ilgilenen Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Bir Münekkit Aranıyor” [1] çağrısına bir nebze de olsa layık olabilmek için onun sanat anlayışının, sanat görüşlerinin sorgulanması ve sanatının asıl kaynağının ne olduğuna bakılması yerinde olacaktır. Bu noktada işe ilk olarak Bedri Rahmi’nin sanatının nereden beslendiği sorusuyla başlanabilir. Ancak bu sorunun yanıtının pek de kısa bir yanıt olduğu söylenemez. Zira Bedri Rahmi’nin, sanat yaşamı boyunca tutkunu olduğu Anadolu, onun babasının görevi nedeniyle diyar diyar gezdiği Anadolu, onun sanatının ilk ve en önemli kaynağıdır. Ancak sadece Anadolu ile kalmamıştır Bedri Rahmi sanat yaşamı boyunca. Trabzon Lisesi’nde okuduğu yıllar, onu Zeki Kocamemi (1900-1959) ile tanıştırır ve de şüphesiz resim sanatı ile. Daha sonra Akademi’ye giren ve burada Nazmi Ziya (1881-1937) ile İbrahim Çallı’nın (1882-1960) öğrencisi olan Bedri Rahmi, henüz öğrencilik yıllarında tanıştığı Van Gogh’un tutkunu olur. Bir yandan da Trabzon’da başladığı edebiyat ilgisi zenginleşir. Zira Akademi’deki öğrencilik yıllarında Ahmet Haşim’den (1885-1933) estetik ve mitoloji dersleri almakta ve yazdığı şiirleri ona göstermektedir. Ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun bursunu paylaşıp da gittiği Fransa’da önce Lyon’a, sonra Dijon’a giden ve oralarda incelemelerde bulunan Bedri Rahmi, bu döneminde kısa bir süre (belki bir yıldan da az bir süre) Paris’e gider. Paris döneminde incelediği Gauguin, Matisse, Braque, Dufy, Utrillo derken gitgide zenginleşir Bedri Rahmi’nin dağarcığı. Bu dağarcığı Louvre Müzesi’nde yaptığı incelemelerle daha da zenginleştirir. Paris dönemi, onun hayat arkadaşı Eren Hanım (o zamanki adıyla Ernestine) ile tanışması bağlamında da bir dönüm noktası olur Bedri Rahmi için. Bedri Rahmi, bir dönem El Greco’yu büyük bir tutkuyla inceler. Bir yandan da Türk kilimlerini, minyatürlerini incelemeye devam eder. Onun 1933 yılında Yavuzlu Gülcemalli resimleri zaten başlangıcından beri onun farklı, kendine özgü, çevresindekilerle olan ilişkisini koruyan, gözleme ve özümsemeye dayalı sanat anlayışının bir kanıtı niteliğindedir de…

Bedri Rahmi’nin sanatını besleyen bir unsur da, onun resim ve edebiyatı daima atbaşı götürmesidir. Düşünen bir beyin, işleyen bir bilek kuşkusuz, onun resimlerine de yansır. Bedri Rahmi’nin edebiyata olan ilgisi lise yıllarına kadar uzanır. Trabzon Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında en sevdiği ve en iyi notu aldığı ders, edebiyattır nitekim. Hatta bu yıllarda babası Rahmi Bey, o yıllarda Fransa’da olan oğlu Sabahattin Eyüboğlu’na Bedri Rahmi hakkında dert yanar. Rahmi Bey’in yandığı dert, oğlunun sürekli odasına kapanıp ya sürekli bir şeyler yazmakta ya da resim yapmakta olduğudur. Oğlunun hukuk okumasını arzu eden Rahmi Bey için bir derttir fakat Bedri Rahmi açısından bu bir dert değil; bilakis onun kaleminin ve fırçasının henüz o yıllarda işlemeye başlamış olması nedeniyle bir avantajdır. Güzel Sanatlar Akademisi’nde de Ahmet Haşim’den aldığı estetik ve mitoloji dersleri onun ufkunu açar şüphesiz. Bir yandan da Nazmi Ziya ile doğadan çalışmayı, İbrahim Çallı’dan ise, sürekli yeniliklere açık olmayı öğrenir Bedri Rahmi. Bedri Rahmi’nin “Çallı Üzerine” adlı makalesinde geçen; “…Bugün Türk resminde isim yapmış ressamların onda sekizi Çallı’nın öğrencisidir.Birkaç örnek vereyim: Zeki Kocamemi, Hale Asaf, Muhiddin Sebati (…) Zeki Kocamemi, Ali Çelebi, Hale Asaf, Muhiddin Sebati gibi Türk resminin direklerinden sayılan eski öğrencileri yurda döndükleri zaman, Çallı hiç çekinmeden onlara sokulur.(…)” [2] ifadesi de Çallı’nın yeniliklere açık olduğunun göstergesi niteliğindedir. Akademi döneminde şiir yazma sevdasını Ahmet Haşim’e, onun yüreklendirmesine borçludur Bedri Rahmi. Şiir yazmayı sürekli sürdürür. Diğer taraftan da gazetelerde sanat üzerine, edebiyat üzerine görüşlerini yazar Bedri Rahmi. 1935 yılında yazmaya başladığı Tan Gazetesi ve hem resimlediği hem yazılarını yayınladığı Yeni Adam Dergisi, 1938’de Edirne dönüşü bir süre yazdığı Ses Dergisi-ki burada El Greco’ya duyduğu ilgiye dair ipuçlarını da bulmak mümkündür-, 1937 yılında hocası Nazmi Ziya sergisi üzerine yazdığı katalog metni derken Bedri Rahmi’nin eleştirmen yanı da ortaya çıkmaya başlar yavaş yavaş…

Bedri Rahmi’nin şiirleri arasında en başta gelen hiç şüphesiz, hemen hemen herkesin ezbere bildiği “Karadut” şiiridir. İlk kez 1946 yılının Ağustos ayında Varlık Dergisi’nde yayınlanan Karadut, aslında bir aşkın ürünüdür. Fakat oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu’nun belirttiği gibi [3], Bedri Rahmi asla aşklarını adlarıyla anmayan bir kibarlığa sahip olan kişiliği nedeniyle Karadut ismini verir bu aşkına. Aşk ve resim de atbaşı gider Bedri Rahmi’de, tıpkı edebiyat ve resmin atbaşı gitmesi gibi. Bunu da “Resim ve Tabiat Aşkı” başlıklı yazısında dile getirir: “Aşık sevgilisinin yalnız gözlerine veya saçlarına değil onun yürüyüşüne, nefes alışına, konuşmasına topyekûn aşıktır. Eğer resmini yaptığımız tabiat parçasından sevdiğimiz mevzuyu olduğu gibi itaat edecek kadar tam değilse onu yalnız eserimize varmak için bir basamak veya bir tecrübe tahtası gibi kullanıyorsak bizim tabiat aşkımızdan herkesin şüphe etmeye hakkı vardır. Su katılmamış bir tabiat aşkı, ressamı mevzuuna tam bir hayranlıkla bağlayan sevgidir. [4] Nedir “Karadut”ta karşımıza çıkan aşk? Belli ki, ilk önce bir kara sevda. Sonra, Bedri Rahmi’nin Karadut’tan etkilendiği yerin, 1942 yılında C.H.P.’nin Yurt Gezileri kapsamında gittiği Çorum olduğu hatırlanacak olursa, tabiat aşkı. O halde, Bedri Rahmi’nin ister şiirlerini okurken, ister resimlerine bakarken göz ardı etmememiz gereken bir nokta var ki, o da aşk. Bu aşk, ister bir kadına olan aşk olsun, ister doğaya… Bedri Rahmi’nin yaşamının her parçasından bir kesittir onun sanatı ve bu sanatı besleyen de, daima sevgi olmuştur, aşk olmuştur, dostluk olmuştur. Çünkü Bedri Rahmi, bugüne kadar ne yaptıysa, yazılarından anladığımız kadarıyla, severek yapmış ve onun yaşamla sanatı, sevgiyle sanatı birleştirmesi, daima en cesur çıkışları yapmasını sağlamıştır.

Bedri Rahmi’nin edebiyatçı arkadaşları arasında Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Orhan Veli Kanık (1914-1950), Sait Faik Abasıyanık (1906-1954), Melih Cevdet Anday (1915-2002), Oktay Rıfat (1914-1988), Asaf Halet Çelebi (1907-1958) ve Sabahattin Ali (1907-1948) gibi isimler bulunmaktadır. Fakat Bedri Rahmi bu isimler arasında şair olarak değil; ressam olarak anılır. Türk Edebiyatı Tarihi’nde olduğu gibi… Bedri Rahmi’nin iyi bir şair olduğu konusunda yorum yapmak bana düşmez ancak sadece önemli bir şiir külliyatına sahip olan Bedri Rahmi’nin Türk Edebiyatı Tarihi’nde de anılması gerektiğini düşünürüm hep. Üstelik sadece şiir de yazmaz Bedri Rahmi, denemeleri, eleştirileri ona Türk Edebiyatı Tarihi’nde de bir yer ayrılması gerektiğini düşündürür. Ancak her ne kadar edebiyatçı dostları arasında ressamlığı ile anılsa, şiirden-edebiyattan dem vurduğunda söz dönüp dolaşıp onun resimlerine gelse de Bedri Rahmi yazmaya devam eder. İyi ki de eder, zira sanatını besleyen düşünce gücü, onun yazarlığında kendini hissettirir.

Nelerdir Bedri Rahmi’nin sanat üzerine yazıları diye soracak olduğumuzda aslında Turan Erol’un incelemesinde Bedri Rahmi’nin makaleleri/denemelerinin tam bir listesiyle karşılaşırız. [5] Fakat kuru bir listeyi buraya geçirmek yerine, biraz bu yazıların içeriği konusunda düşünmenin faydalı olacağı kanaatindeyim. O halde, soruyu yeniden sormakta fayda var: Neler olmuştur Bedri Rahmi’nin inceledikleri, üzerinde düşündükleri? Bir kere işe kendini anlatarak başlamıştır Bedri Rahmi “Sanat Hayatım” adlı yazısında. Burada işe başlamaktan kastım, “Sanat Hayatım”ın Bedri Rahmi’nin ilk yazısı olduğu anlamını içermez; sadece kendini tanıtan kendiyle yüzleşen bir ressam olması bağlamında ilklerden biri olduğunu düşünebiliriz Bedri Rahmi’nin. Hocalık üzerine düşünmüştür örneğin. Kaldı ki, onun öğrencilerinin her birinin kendi yollarını bulduklarını göz önünde bulundurduğumuzda onun sanat yaşamının verimi konusunda altının çizilmesi gereken bir noktayı daha keşfetmiş oluruz. Nakış, kilim ve bunların resim sanatı konusundaki yeri üzerine epeyce kafa yormuştur ve bu işe yaramıştır da, sanatının temel dayanağı olmuştur zira geleneksel sanatlar. Yine buna bağlı olarak sanat ve zanaat üzerine düşünmüştür, hani şöyle böyle bir ressamın tuvalinin altında imzasının olup da, bir zanaatçının eserinin anonim oluşuna içerlemiştir Bedri Rahmi. Bu bağlamda güzel ile faydalının ne olduğunu bunların nasıl birleşebileceğini sorgulamıştır keza bunu da sanatında uygulamıştır; yazmalarında olduğu gibi… 1930’lu yıllara damgasını vuran “Eski Resim- Yeni Resim” tartışmaları da Bedri Rahmi’nin ilgi odağı olmuştur. Daha sonra ise, eşi Eren Eyüboğlu’nun deyiş yerindeyse ittirmeleriyle, zorlamalarıyla yaptığı desen üzerine düşünmüştür. Onun sanatında temel olan çizgi, leke, benek ve renk üzerine epey yazı yazmıştır. Tüm bu yazıla incelendiğinde görülür ki, Bedri Rahmi, kafasına koyduğu ne varsa uygulamaktan çekinmemiştir. Bu saydıklarım, Bedri Rahmi’nin kendi sanatını besleyen düşünceleri. Ancak bunlarla yetinmemiştir de Bedri Rahmi. “Bir Münekkit Aranıyor” adlı yazısında olduğu gibi, Türk resim sanatında o günlerden bu yana devam eden eleştiri sorununa değinmiştir. Aynı şekilde müze sorununa. Hiç değilse röprodüksiyonlar ile Anadolu’da ufak müzeler kurmak ve halkı sanata alıştırmaktır Bedri Rahmi’nin önerisi. Bu ne anlama gelir? Bedri Rahmi’nin Türkiye’de resim sanatının tepeden inme bir olgu olduğunun ve bunun aşılması gerektiğinin farkındalığının. O dönemlerde pek az kişi için geçerli bir görüştür bu, bilindiği gibi…

Uzun sözün kısası, Bedri Rahmi, sürekli işleyen bir zihin ve sürekli işleyen bir bilek ile Türk resim sanatının en önemli isimlerinin başında gelir. Başına buyrukluğuyla (başına buyrukluktan kastım, daima kendi yolunda yürümesidir), yukarıda bazılarını andığım ve Türkiye’de ilk olan sanat üzerine düşünceleriyle, eğitimciliğiyle, resimden mozaiğe, mozaikten duvar resmine, oradan yazmaya, vitraya, cam yüzeyine, seramiğe kadar uzanan malzeme çeşitliliğiyle, eş deyişle denemeden asla korkmamasıyla Bedri Rahmi, Türk resim sanatında başlı başına bir ekoldür. O, “Bir elinde dolmakalem, öteki elinde fırça ile dolaştığı için elleri daima boya içerisindedir. Resimden yorulunca yazı yazmaya başlar. Kendini ressamlara sorarsanız: ‘Ressamlığı şöyle böyle, ama iyi şiir yazar’, derler. Muharrirlere sorarsanız: ‘Muharrirliği şöyle böyle, fakat iyi resim yapar’, derler. Terzilerden ve berberlerden pek hoşlanmaz. El Greco’ya, Rus romanlarına, pastırmaya ve halk türkülerine bayılır. Gündüzleri resim yaptığı, geceleri yazı yazdığı söylenir. Bunlardan hangisini daha çok sevdiğini kestirmek güçtür. Muhtelif mecmua ve gazetelerde yazar.” [6] ifadeleriyle tanımlar kendini D Grubu’nun 14. Azası olarak, büyük bir alçak gönüllülükle.

Tekrar belirtmek isterim ki, böylesi bir tanımlama tam anlamıyla bir alçak gönüllülüktür ve biraz da sıkıntının dile getirilişidir, özellikle de resim ve edebiyat konusunda arada kalmak konusunda. Bu sergi, Bedri Rahmi gibi çok yönlü bir kişiliğin, 2004 yılında “Bedri Rahmi Eyüboğlu-Eren Eyüboğlu Tabak Üzerine Resimler” sergisinden sonra [7] sadece ressamlık yanını ortaya koymayı amaçlıyor Bedri Rahmi’nin ölümünün 30. yılında. Gelecek sergilerde ise, Bedri Rahmi’nin mozaiklerini, duvar resimlerini, vitraylarını da ortaya koymayı amaçlayarak ve Bedri Rahmi’nin Türk Edebiyatı Tarihi’nde de hak ettiği yeri en kısa zamanda almasını umut ederek. Atölyesinin girişinde;

“Bugüne kadar resim sanatı alanında
Yapılagelmiş olanları inceleyeceğime
Kendimi bütün dünyaya kabul ettirmişler
Arasında beni en çok saranları ayırarak
Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi
Katacağıma
Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop
Klişeleşmiş çiğnene çiğnene tadı tuzu
Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma
Elimden çıkan her çizgiye
Her lekeye
Her renge
Her beneğe
Kendi aklımı
Kendi tecrübemi
Kendi tasamı
Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma
Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak
Gözüm, kulağım burnum,
Elim, belim, dilim, derim üstüne
Yemin ederim.
Yeminimi bozduğum gün
Burdan giderim.” [8]

Yemini asılı olan bir sanatçının buna hakkının olduğunu düşünerek…


Burcu Pelvanoğlu* Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü, Araştırma Görevlisi

[1] Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Bir Münekkit Aranıyor”, Resim Yaparken, s.302-306.
[2] Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Çallı Üzerine”, Çağdaş Türk Resminden Örnekler, Ak Yayınları Kültür Kitapları Serisi:5, İstanbul, 1982, s.36.
[3] 14 Mayıs 2005 tarihinde Mehmet Hamdi Eyüboğlu ile yapılan görüşme.
[4] Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Resim ve Tabiat Aşkı”, Resim Yaparken, s.53.
[5] Turan Erol, Günümüz Türk Resminin Oluşum Sürecinde Bedri Rahmi Eyüboğlu Yetişme Koşulları, Sanatçı Kişiliği, Cem Yayınevi, İstanbul, 1984, s. 150- 154.
[6] Bedri Rahmi Eyüboğlu, “D Grubunun İçyüzü Ressamlar Âlemimizde 14 Sima”, Resim Yaparken, s. 173.
[7] Haşim Nur Gürel, Burcu Pelvanoğlu, “Bedri Rahmi Eyüboğlu-Eren Eyüboğlu Tabak Üzerine Resimler”, Eczacıbaşı Sanal Müzesi – http://www.sanalmuze.org
[8] Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinin girişinde asılı olan yemin. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Resme Başlarken, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2005, s.504.

Kaynak: sanalmuze.org

Reklamlar
yorum
  1. sama dedi ki:

    cok tesekkur ediyorum

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s