EKFRASTİK BİR YAZI

Yayınlandı: Mayıs 8, 2010 / Photography

Prolog

‘’Görüntüye görüntü denir çünkü ruhların güçleri burada bir araya gelmiştir: hayal gücünün çalışması (cogitatio), gezegenin erdemini ihtiva eden şeye dahildir.’’(1)

O, bir fotoğrafçı! O, şehrin tek gerçek fotoğrafçısı! Arkeolojik Nikon’u boynunda, hemen yanı başında flaşı ki gelenekselliği bantlarla sağlamlaştırılmış! Gerisi, comme il faut: daima şık, daima hazır, gecelerin adamı, hatıracı!

Bir zamanlar, şehir henüz bir deniz ülkesi iken, hakikaten öyleyken, mesela kendine mahsus bir rüzgarı –meltem- varken…; bir yandan primitiflik diğer yandan hayal kırıklığı ve can sıkıntısı, peysajı böylesine çimentolaştırmamışken… serapa bir vaat akşamlarda, sahile eğlenmeye giderdik. Fotoğrafçı ise rastgele çalışmaya çıkardı. Esrikliği ve neşeyi –arzuya tabi tespit ederdi. O zamanlarda da şimdiki gibiydi. Ufak tefek, yaşlıca, tombulca, Clark Gable tarzı bıyıklı bir adamdı.

Derken sessiz ama büyük değişiklikler oldu. Profil farklılaştı. Diğer fotoğrafçılar analog ekipmanlarını dijital olanlarla değiştirdiler. Fotoğraf çekimlerini sadece ihale usulü ile organize eder oldular. Ayrıca herkes kendi hatıralığını kendi çeker oldu. Çünkü şimdi herkesin bir kompakt dijitali ya da kameralı cep telefonu var. Fotoğrafçı ise çoktandır gündüzleri de caddelerde, sahilde, otobüs duraklarında dolaşır oldu. Deklanşöre pek basmıyor artık ama ekipmanı boynunda. Olanlarla değiştirdiler. Fotoğraf çekimlerini sadece ihale usulü ile organize eder oldular. Ayrıca herkes kendi hatıralığını kendi çeker oldu. Çünkü şimdi herkesin bir kompakt dijitali ya da kameralı cep telefonu var. Fotoğrafçı ise çoktandır gündüzleri de caddelerde, sahilde, otobüs duraklarında dolaşır oldu. Deklanşöre pek basmıyor artık ama ekipmanı boynunda. Yine de simülatif misyonunu temsil ediyor.

Geçen gün tanıdık fotoğrafçıya uğramıştı. Kapının yanındaki camekandaki eski / kendininkinden azıcık yeni Nikon’lara kaçamak göz attı. Bir objektifin fiyatını sordu. Her şey laf olsun diye. Yine de Nezaket ve Şefkat kendisini buyur ettiler… Sağ olun dedi, gitti.

O, Dr.Erich Salomon’un temsil ettiği eşdeğer kahramandı; O, Henri Cartier-Bresson’un gülümsemesi idi; O, Diane Arbus’un–John Szarkovski’nin tanımlamasıyla- eşşiz bir gizemiydi (2).

O, Francis Ford Coppola’nın Kıyamet’ndeki fotoğrafçı figürüydü. O, Orhan Pamuk’un Gizli Yüz fotoğrafçısıydı. O, eski fotoğrafın kayıp hikayesi! Üçüncü dünyanın anonim bir Kahramanı! Adını bilmiyorum.

O, bir meczup! Evsiz! Ölüme yakın ama fark etmez! Efsanevi lomo militanı! Underground muhalefetin fotoğrafçı unsuru! Orta Avrupa’da bir totalitarist komünizm kurbanı! Liberaller için göz kamaştırıcı bir hayatta kalma sembolü! Bir junk-culture ikonu! Fotoğrafın değil Fotoğraf Kültürü’nün mucizesi! Makinalarını, bizzat çöp karıştırırken bulduğu nesnelerle bizzat imal ediyor:. ’’Made in Marginality’’. Sürpriz bir erkeksi dokunuşla donanmış voyeurismin eseri fotoğraflar çekiyor, güzel kadınların güzelliklerinin fotoğraflarını… Ve basıyor.

Yalnızca çekimin değil baskının da tesadüf kavramını temsil ettiği süblim görüntüler bunlar: Soluk, silik, bazen kimyasal lekeli, bazen esmiş özenli çerçeveli… Sıfır noktası masumiyeti!

İnanmıyorsanız albümüne bakın ya da Georges Pompidou Sanat Merkezi sergi takvimine; Adı: ’’Miroslav Tichy’’.

O mu? O, bir in illo tempore pandomimcisi! O, muhteşem başlangıçların ve bedeli lanetli süreçlerin mitolojik kahramanlarının, kaygan çağrışım düzeylerindeki bir temsilcisi!


O, bir paradoks: Hem bir disütopya bağımlısı hem bir ütopist! Kıyametbilimci bir şaman! Ekolojik bir ümitsizlik coğrafyasının Tarkovskivari bir izsürücüsü! Antropomorfik makine; Biomekanik fantezi, Auteur’ün dirilişi! Sanki gezegenimizin biricik sakini! Zamansızlığın mnemonik maceraperesti! Taksonomi muhalifi taksonomist! Aykırı mucit müsvettesi; Komedyen! Ah ama Hugo Ball (3) ve Dieter Appelt (4) olmasaydı biricik olacaktı. Yine de müstesna: ‘’Mimarın Kardeşi’’ projesinde, tarihsel / geleneksel materyal ve teknikleri –kağıt negatif, fotomontaj, rötuş, renklendirme banyoları… – en zahmetli şekillerde uyguluyor.

Kafkavari bir iyikalplilikle felaket ertesi koordinatlarda orijinale ulaşmayı arzuluyor. Adı mı? Adı: Robert ParkeHarrison!

Epilog

İşte böyle: Her devir kendi kahramanlarını yaratır; her teknoloji kendi estetiğini; her değişim kendi tartışmasını…

Simber Atay ESKİER

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s